MEDYA'YA YAPTIĞI KONUŞMA 1999


BASININ BÜTÜN TEMSİLCİLERİNE MERHABA

Bizim geleneksel üslubumuzla hepiniz hoş geldiniz!

Son aylarda ülkemde basının aralıklı olarak gündeminde olmam ve yaşadığım olaylar dizisini, nedenleriyle birlikte sizlerle kısaca paylaşmak isteği duydum.
Aylardır benimle ilgili yapılan bütün haberlerde (haberin öznesi olmama rağmen) belgesiz, tanıksız ve yanlı yorumlarla hakkımda yığınla gerçek dışı haber üretildi.
Özellikle suskun kaldım; çünkü süregiden bir mahkemem vardı ve gerek hukuka olan saygım gerekse Mahkemeyi etkilememek adına sabırla beklemenin daha doğru olacağını düşündüm. Bundan kısa bir süre önce bir Avrupa ülkesinde gerçekleşen konserimin ardından üretilen haberler nedeniyle suskunluğumu bozdum ve ülkemde medyayı temsil eden herkese yazılı bir açıklama gönderdim. O açıklama kısaca beni ve düşüncelerimi içeriyordu. Sonuç; hiç kimse buna yer verme gereği duymadı.

Avrupa'nın çeşitli yerlerinde devam eden konserlerimden dolayı bir kez daha ve bizzat sizlerin karşısına çıkarak, yapılan haberlerin doğrudan tarafı olmamın da gerektirdiği hak ve sorumlulukla sizlere bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum. Bunu yaparken hukuk yasaları tarafından yargılanmadan, suç ve ceza kavramlarını en sağlıklı ve çağa en yakışan biçimde irdelemeden infaz gerçekleştirmeye çalışanların yarattığı bu büyük haksızlığı iliklerimde hissettiğimi söylemek zorundayım.

Ben profesyonel bir sanatçıyım. Şarkı sözleri yazan, bestelerini yapan, yorumlayan ve milyonlarca satan bir sanatçıyım. Ve ülkem bana alışkın olmasa da muhalif bir sanatçıyım. Toplumcuyum. Beni rahatsız eden her şeyi müziğimle eleştiriyor ve müziğimle protesto ediyorum.

Benim silahım bu. Duygu üreten herkes gibi benim gözümden de yaş akıtan hiçbir şey karşısında suskun kalamıyorum. Dünya sanat tarihinde olduğu gibi, benim ülkemin sanat tarihinde de toplumcu duruşlarını üretimlerine yansıtan bazı sanatçılar var ve onlar da kendi dönemlerinde benimle aynı kaderi paylaşmışlar. Bütün bir yüzyılı kapsayan bu kaderle, içine gireceğimiz yüzyılda da karşı karşıya kalmak bütün insanlık adına üzücü. Bir köşe yazarımızın dediği gibi, ben de düşüncelerin özgürce uçuştuğu bir dünyayı şiddetle özlüyor ve bütün insanlık gibi bunu hak ettiğimi düşünüyorum.

Üzülerek söylemeliyim ki beni ısrarla yanlış anlama tavrı içerisinde olan birçok gazete ve televizyon habercisi şu anda sağlıksız bir toplumsal psikolojiyle benim en demokratik hakkımı, savunma hakkımı elimden alma çabası içerisinde. Eminim ki şu anda hepinizin aklına aynı soru takıldı: Neden?

Şubat 1999 tarihinde beni de ödüllendiren bir kuruluşun düzenlediği toplantıda Kürt asıllı olduğumu, yeni albüm çalışmamda Kürtçe bir şarkı söylemek istediğimi, bu şarkıya bir klip çekeceğimi ve bunu yayımlayacak televizyon kanallarının varlığına da inandığımı söyledim. Sadece bu açıklamamdan dolayı beni ülkemi bölmekle, vatan haini olmakla suçlayan birkaç insanın hakaret dolu, incitici ve ayrımcı sözlerine karşılık, bu ülkede Kürtlerin de yaşadığı gerçeğini kabul etmelerini, etmeyenlerin tepesinden inmeyeceğimi söyleyerek oradan ayrıldım. Bu olaya gazete ve televizyonlarda günlerce ve 'Bölücü', 'Vatan Haini', 'Fikirsiz Fikir Suçlusu', 'Defol' gibi başhklarla yer verilmesi sonucunda hakkımda bir dava açıldı ve yurtdışına çıkışım, yargılandığım mahkeme tarafından yasaklandı. Oysa benim aylar önce mukavelesini imzaladığım ve yapmak zorunda olduğum bir turne çalışmam vardı. Devam eden duruşmalarımda avukatlarım bu yasağın kaldırılmasını talep etti. Mahkeme bu talebi haklı buldu ve ben konserimi gerçekleştirmek amacıyla yurtdışına çıktım. Bu konserlerin gerçekleştirilmesi sürecinde dinleyicilerimle (ki çoğunluğunu kendi ülkemin insanları oluşturuyor) şarkı aralarında soluklanmak amacıyla yaptığım küçük sohbetler benim yokluğumda tamamen gerçek dışı, tehlikeli ve amaçlı yorumlarla ülkemin gazete ve televizyonlarında hiçbir belge ya da kanıta dayandırılmadan ve ne yazık ki pervasızca yer aldı. Kimse bunun yaratacağı sonuçları düşünmek, değerlendirmek ve ondan sonra haber yapmak gibi bir sağduyu örneği göstermeden Ahmet Kaya'yı suçladı ve karar verdi: O 'bir bölücü', 'vatan haini', 'bir şerefsiz', 'bir küstah', 'bir terörist', 'bir hergele', 'bir akıllanmaz-utanmaz', 'kin ve küfür kusan', 'herkes tarafından satın alınabilecek' ve 'Abdullah Öcalan gibi yargılanması gereken bir adam'! Bu adamı annesi, eşi, kızları, milyonlarca hayranı ve bütün bir Türkiye halkı önünde böyle nitelendiren gazete ve televizyonlar bunu neye dayandırıyorlardı?

Birer örneğini yazılı olarak sizlere vereceğim bu açıklamamın ekinde göreceğiniz bazı gazete kupürlerini dikkatle okumanızı istiyorum. Sözünü ettiğim ödül gecesine değinerek "Kendime bir araba almıştım. Kırk iki yıldır bu ülkede yaşadığım ve ürettiğim halde, bir açıklamamdan dolayı o ödül töreninde beni bir gecede vatan haini ve bölücü olarak nitelendiren birkaç şerefsizin yüzünden o arabayı kullanamadım bile." biçimindeki sözlerimi, "Ülkesindeki 64 milyon insana şerefsiz dedi." başlığı ile veren gazete bunu hiçbir kanıta ya da belgeye dayandırmadan, bunun sonuçlarını hesap etmeden ve büyük bir duyarsızlıkla sekiz sütuna manşet yazma sorumsuzluğu gösterirken ben aynı gazete ve aynı sütunlarda yer alan "Ben bölünmeyi savunmuyorum; ama Kürt realitesini kabul etmek lazım. Bu gözyaşının, bu acının bitmesi lazım. Biz bu ülkeyi böldürtmeyeceğiz." biçimindeki cümlelerimin gazete başlığına taşınmasını isterdim. Benim bu anlamdaki barış yanlısı ve birleştirici tutumumun öne çıkarılmaması, aksine, bana ait olmayan sözlerle ve tamamen ön yargıyla yorumlanarak atılan başlıklarla neyin amaçlandığını yakın gelecekte benim içine düşürüleceğim durumu takip eden herkes görecektir. Dileğim bu yanlı, amaçlı, kıyıcı, ayrıştırıcı tutumdan hukukun yara almadan çıkmasıdır.

Ülkemin bir bölgesinde yıllardır süren ve bütün bir halkın yara aldığı bir sürecin değerlendirmesini yaparak ve bu sürecin yarattığı sonuçlardan dolayı özür dileyen Abdullah Öcalan'ın bu tavrının dikkate alınması gerektiğini söylemem, gazete ve televizyon haberinde "Ahmet Kaya bölücü başını övdü." sözleriyle verilirse ben bunun altında çok ciddi birtakım amaçlar olduğunu ve en yalın haliyle bu amacın benim kolumu kanadımı tamamen kırmak olduğunu düşünürüm.

Dünyanın birçok ulusundan insanın yaşadığı bir ülkede yıllardır halkçı ve toplumcu yanını, insana değer veren yanını özellikle vurgulamış, bu anlamdaki duygularını şarkılarına yansıtmış bir insan olarak şu cümlemin altını özellikle çizmek istiyorum. Ben bu ülke halkına 'şerefsiz' demedim ve demem! Bu başlığı atanların benimle ilgili hesapları ne olursa olsun, bunun bana maliyeti ne olursa olsun , benim 64 milyon insana şerefsiz dediğimi hiçbir temele dayandırmadan iddia edenleri tarih önünde, halkın önünde kişisel vicdanlarıyla baş başa bırakıyorum. Yurt dışına çıkışım sırasında havaalanında benim ne zaman döneceğimi soran polise kullandığım bir cümleden söz ediliyor. Bu cümleyi doğrudan polise karşı kullanmak bir hakareti içerir ve bu cümleden dolayı polisin işlem yapması, hem de o anda işlem yapması gerekir. Ayrıca haber (!) üretmenin de bir adabı olması gerekir.

Ben şu anda buradayım; ama üzerinde ciddi oyunlar denenen sanatçı yanım her yerde. Ülkem ne yazık ki talihsiz bir dönemden geçmekte ve dünyanın her yerinde benimle aynı kategoride sanat üreten, dünyanın bütün dillerine, dinlerine ve kültürlerine yüreğini ve beynim açan sanatçı arkadaşlarım var. Vietnam'dan Afrika'ya, oradan Bosna'ya uzanan, dünyadaki bütün halkların yanında olduğunu her fırsatta ve özgürce ifade eden Bob Dylan, Paul Simon, Sting, Joan Baez, Sinead O'Connor gibi müzik tarihindeki yerlerini almış insanları büyük bir saygıyla selamlıyorum. Ben, sesimi şimdilik ülkemde iyiye gitmeyen şeylerle ilgili duyurmaya çalışıyorum. Bir başörtüsü sorunu gündemdeyken başka amaçlar taşımadığı sürece herkesin istediği gibi giyinme özgürlüğü olduğunu ve bunun, şiddet uygulamanın bir gerekçesi olamayacağını söylediğimde de anlaşılamamıştım. Yani ben hiç anlaşılamadım, hiç doğru anlaşılamadım. Buna rağmen şansımı inatla zorlamaktan yanayım.

Yüreğim ve beynim, yaşadığım sürece dünyanın her yanında acı çeken halkların yanında olacak. Bunu yaparken sadece kendimden güç alacağım. Bunun bedeli beni yaşadığım topraklardan, ülkemden, halkımdan, işimden, ailemden, sevenlerimden koparmak bile olsa, ben ceketimi daima yağmurlara asacağım. Bir gün birileri nasılsa Kürt asıllı olduğu için Kürtçe bir tek şarkı söylemek isteyen bir adamın hiçbir ülkeyi bölmediğinin öyküsünü yazacak ve bu öyküyü okuyanlar şarkı söyleyen insanlardan ve şarkılardan korkulmaması gerektiğini anlayacaklardır. Süren mahkemem nedeniyle sizlerle bire bir konuşamamanın, sorularınıza açıklıkla tek tek cevap verememenin sıkıntısıyla yazdığım ve okuduğum bu uzun metnin, bu monoluğun beni birazcık da olsa ifade edebileceği umudunu taşıdığımı söylemeliyim. Ben klasik bir kadere teslim olmak istemiyor ve öldükten sonra değil, şimdi anlaşılmak istiyorum. Beni doğru anlama yolundaki en küçük bir çabayı, bir sağduyu ve bir hoşgörüyü çok özlediğimi ve bunu içinde taşıyan herkesi içtenlikle selamladığımı söylemek istiyorum.

İnsanın kendisini asla tam olarak ifade edemediği bu sınırlı koşullar için beni bağışlamanızı diliyor ve geldiğiniz için hepinize teşekkür ediyorum.

* 1999 yılında, Uluslararası insan Hakları Kuruluşu (FIDH) Başkanı Patrick Baudoin, Paris Kürt Enstitüsü Başkanı Kendal Nezan ve Ahmet Kaya'nın avukatı Osman Ergin 'in katılımı ile Paris 'te yaptığı basın toplantısı.

Ziyaret sayısı