Yılmaz Odabaşı (Şair-Yazar):

Ahmet Kaya, bir sohbetimizde şöyle demişti: "Ben varoşlarda sınıf bilinci almamış çocukları bu sistemin karşısına dikiyor, şarkılarımla onları birer muhalif, birer demokrat yapıyorum; sonra örgütlü olup, beni arabesk olmakla suçluyorlar, bana küfrediyorlar..." 80'li yıllarda bu ülke, generallerin sıkıyönetimiyle si­yasal, sosyal kuşatmalar yaşarken, elinde sazı ve keder­li, öfkeli şarkılarıyla milyonlara cüretle seslenen Ahmet Kaya'nın, özellikle 80 ve 90'lı yılların gençliği üzerinde büyük etkisini hiç kimse yadsıyamaz. Ahmet Kaya, var­dığı yere dişi ve tırnağıyla kazıyarak gelmiş, bedelini de farklı çevrelerden farklı haksızlıklara uğrayarak fazîasıy-la ödemiş bir arkadaşımızdı. Yaşam pratiğiyle; çocuksu yanlarıyla, kırgınlıkları, öfkeleriyle onu bir bütün olarak alıp, bütün bunlara yeteneğini de eklediğimde, onun bü­yük bir besteci ve gerçek bir sanatçı olduğuna hep inan­dım, buna hâla inanıyorum. Onunla geç tanışmamız 1994 yılının ilk aylarındaydı. Benim de siyasal baskılarla boğuştuğum günlerdi; bir gün, "Merhaba gözüm, ben Ahmet Kaya" diyerek tele­fonla aradı beni ve ekledi: "Seninle çalışmak istiyorum gözüm, atla gel İstanbul'a, oturup konuşalım seninle, anlaşalım. Burada kal, ben bütün masraflarını karşıla­rım..." Şaşırmıştım... Şiirlerimi okumuş olabileceğini ummu­yordum; o güne dek ona bir kart veya bir şiir kitabımı fi- • * lan da göndermemiştim. Uç gün sonra evine gittim; bir hafta stüdyodan eve gidip geldik. Fakat henüz birbirimizi iyi tanımadığımız için dostluğa taşıyamadık ve o aylar­da çıkacak Şarkılarım Dağlara adlı kasetindeki bazı şar­kı sözlerini yazmak yerine, bir tartışma sonucu apar to­par evini terk ettim. Küskünlüğümüz tam dört yıl sürdü. 1998 yılının son ayları yeniden barıştık, dahası eşi Gül-ten ve ortak dostumuz Cevat Korkmaz'ın ısrarıyla barış­tırıldık. 1999 yılının Mart ayının ilk günleri ben düşünce su­çundan kesinleşen bir mahkumiyetim için hapse gire­cektim; Ahmet Kaya, cezaevi öncesi yeni kaseti için bir­likte çalışmamızı önerip, Ocak 1999'da yeniden davet etti beni. Bu kez yine kavga ederiz diye evinde değil, ge­celeri otelde kalmam koşuluyla kabul ettim. Geceleri Taksim'de bir otelde kalıp, gündüzleri 4. Levent'teki evi­ne gidiyordum. Fakat, itiraf etmeliyim ki, onu kişi olarak, şarkılarının ötesinde asıl o zaman çok benimsedim. Orada beraber­liğimiz süresince hep birbirimize ne çok benzediğimizi, o yıllar önceki küskünlüğümüzün nedeninin de, asıl bu şaşırtıcı benzerlik olduğunu düşündüm durdum. İkimiz de o yaralı topraklardan geliyorduk, ikimizin de bir tür­lü yenemediği bir taşralı öfkesi, kabalığı ve isyancılığı vardı, ikimiz de çok hırslıydık, ikimiz de 12 Eylül faşiz-miyle zulmü, mahpusluğu, hasreti, dışlanmayı ve aşağı­lanmayı iliklerimize kadar yaşamıştık; ikimiz de çok yok­sulluk çekmiştik (onun deyimiyle, yıllar yılı bir lahmacu­nu bile koklamakla yetinecek kadar), ikimiz de aynı ge­rekçelerle yüksek öğrenimlerimizi tamamlayamamıştık, ikimizi de Bizans çelmeliyordu, ikimiz de Kürtlerin ve bütün mazlumların çığlıklarını kalplerimizde duyuyor­duk, ikimiz de gereğinden fazla kıllı ve esmerdik, ikimiz de aslında çok mutsuzduk ve bunu gizlemeyi çok iyi ba-şarıyorduk... ? ? Uç farkımız: O popüler, daha kiloluydu ve adlarımız değişikti... Onu çok özlüyorum! Bu satırları yazarken, gözlerimin buğusundan bilgisayarın tuşlarını göremiyo­rum! Onun dostu olmamın, onu yakından tanımamın ve onunla sanatsal beraberliğimizin üç şarkıda kalmasının onuru da bana yeter, diyemiyorum; zira, yaşasaydı daha çok yetecekti... Ortak dostumuz Suavi dışında, herkesin onunla bir­likte çalışmama öfkeyle karşı çıktığı günlerde, 1999'dan itibaren bütün kasetlerinde onunla birlikte çalışacağımı­za dair birbirimize söz vermiştik. Ben sözümde duruyo­rum. Sen, hayatın ciğerinden söküp aldın şarkılarını; bu yüzden bu ülkenin çocukları senin adını, şarkılarını yaşa­tacaktır: Sen rahat uyu büyük besteci, rahat uyu yiğit, asi, uslanmaz Kürt!

Aydın Oskay (Eski Yapımcısı)

Cevat Korkmaz (Gazeteci)

Cihan Sütşurup (Eski Yapımcısı)

Eren Keskin (Avukat)

Ferhat Tunç (Sanatçı)

Halil Ergün (Sinema Sanatçısı)

Hasan Hüseyin Demirel (Müzisyen):

Selda Bağcan (Sanatçı):

Selim Başkale (Iş Adamı):

Suavi (Sanatçı):

Tahtr Çiçekçi (Elektrik Mühendisi):

Yeninur Ada (Vokalisti):

Yılmaz Odabaşı (Şair-Yazar):

Yusuf Hayaloğlu (Şair):

Zühtü Avcı (Avukat):

Zinnur Yelderen (Müzisyen):